-.html"?>-.html"?>-.html" /> AntalyaMerkezi.com" ?> AntalyaMerkezi.com" ?> AntalyaMerkezi.com" /> " ?>" ?>" /> " ?>" ?>"/>
HZ. Mevlana Kimdir ?
HZ. Mevlana Kimdir ?
yazdır
paylaş
yorumlar
yorum ekle
 
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Eklenme Tarihi : 2012-06-09 - 15:09 - Bu Tarifi 1051 kişi okudu.
Farklı Dillerde HZ.Mevlana hakkında bilgiler.

TÜRKÇE


Mevlâna 30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan Ülkesi’nin Belh şehrinde doğmuştur.


Mevlâna’nın babası Belh Şehrinin ileri gelenlerinden olup, sağlığında “Bilginlerin Sultânı” ünvanını almış olan Hüseyin Hatibî oğlu Bahâeddin Veled’tir.


Annesi ise Belh Emiri Rükneddin’in kızı Mümine Hatun’dur.


Sultânü’I-Ulemâ Bahaeddin Veled, bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta olan Moğol istilası nedeniyle Belh’den ayrılmak zorunda kalmıştır.


Sultânü’I-Ulemâ 1212 veya 1213 yılllarında aile fertleri ve yakın dostları ile birlikte Belh’den ayrıldı.Sultânü’I-Ulemâ’nın ilk durağı Nişâbur olmuştur.


Nişâbur şehrinde tanınmış mutasavvıf Ferîdüddin Attar ile de karşılaştılar. Mevlâna burada küçük yaşına rağmen Ferîdüddin Attar’ın ilgisini çekmiş ve takdirlerini kazanmıştır.


Sultânü’I Ulemâ Nişabur’dan Bağdat’a ve daha sonra Kûfe yolu ile Kâ’be’ye hareket etti. Hac farîzasını yerine getirdikten sonra, dönüşte Şam’a uğradı. Şam’dan sonra Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde yolu ile Lârende’ye (Karaman) geldiler. Karaman’da Subaşı Emir Mûsâ’nın yaptırdıkları medreseye yerleştiler.


1222 yılında Karaman’a gelen Sultânü’/-Ulemâ ve ailesi burada 7 yıl kaldılar. Mevlâna 1225 yılında Şerefeddin Lala’nın kızı Gevher Hatun ile Karaman’da evlendi. Bu evlilikten Mevlâna’nın Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi adlı iki oğlu oldu. Yıllar sonra Gevher Hatun’u kaybeden Mevlâna bir çocuklu dul olan Kerrâ Hatun ile ikinci evliliğini yaptı. Mevlâna’nın bu evlilikten de Muzaffereddin ve Emir Âlim Çelebi adlı iki oğlu ile Melike Hatun adlı bir kızı dünyaya geldi.Bu yıllarda Anadolunun büyük bir kısmı Selçuklu Devleti’nin egemenliği altında idi.


Konya’da bu devletin baş şehri idi. Konya sanat eserleri ile donatılmış, ilim adamları ve sanatkarlarla dolup taşmıştı. Kısaca Selçuklu Devleti en parlak devrini yaşıyordu ve Devletin hükümdarı Alâeddin Keykubâd idi. Alâeddin Keykubâd Sultânü’I-Ulemâ Bahaeddin Veled’i Karaman’dan Konya’ya davet etti ve Konya’ya yerleşmesini istedi.Bahaeddin Veled Sultanın davetini kabul etti ve Konya’ya 3 Mayıs 1228 yılında ailesi ve dostları ile geldiler. Sultan Alâeddin kendilerinimuhteşem bir törenle karşıladı ve Altunapa (İplikçi) Medresesi’ni ikametlerine tahsis ettiler.Sultânü’l-Ulemâ 12 Ocak 1231 yılında Konya’da vefat etti.


Mezar yeri olarak, Selçuklu SarayınınGül Bahçesi seçildi. Halen müze olarak kullanılan Mevlâna Dergâhı’ndaki bugünkü yerine defnolundu.Sultânü’I-Ulemâ ölünce, talebeleri ve müridleri bu defa Mevlâna’nın çevresinde toplandılar. Mevlâna’yı babasının tek varisi olarak gördüler. Gerçekten de Mevlâna büyük bir ilim ve din bilgini olmuş, İplikçi Medresesi’nde vaazlar veriyordu. Vaazları kendisini dinlemeye gelenlerle dolup taşıyordu.Mevlâna 15 Kasım 1244 yılında Şems-i Tebrizî ile karşılaştı.


Mevlâna Şems’de “mutlak kemâlin varlığını” cemalinde de “Tanrı nurlarını”görmüştü. Ancak beraberlikleri uzun sürmedi. Şems aniden öldü.Mevlâna Şems’in ölümünden sonra uzun yıllar inzivaya çekildi. Daha sonraki yıllarda Selâhaddin Zerkûbî ve Hüsameddin Çelebi, Şems-i Tebrizî’nin yerini doldurmaya çalıştılar.Yaşamını “Hamdım, piştim, yandım”sözleri ile özetleyen Mevlâna 17 Aralık 1273 Pazar günü Hakk’ ın rahmetine kavuştu.


Mevlâna’nın cenaze namazını Mevlâna’nın vasiyeti üzerine Sadreddin Konevî kıldıracaktı. Ancak Sadreddin Konevî çok sevdiği Mevlâna’yı kaybetmeye dayanamayıp cenazede bayıldı. Bunun üzerine, Mevlâna’nın cenaze namazını Kadı Sıraceddin kıldırdı.Mevlâna ölüm gününü yeniden doğuş günü olarak kabul ediyordu. O öldüğü zaman sevdiğine yani Allah’ına kavuşacaktı. Onun için Mevlâna ölüm gününe düğün günü veya gelin gecesi manasına gelen “Şeb-i Arûs” diyordu ve dostlarına ölümünün ardından ah-ah, vah-vah edip ağlamayın diyerek vasiyet ediyordu.


Hz. Mevlânâ’nın Vasiyeti:Size, gizlide ve açıkta Allah’tan korkmayı, az yemeyi, az uyumayı, az konuşmayı, isyan ve günahları terk etmeyi, oruç tutmayı, namaza devam etmeyi, sürekli olarak şehveti terk etmeyi, bütün yaratıklardan gelen cefaya tahammüllü olmayı, aptal ve cahillerle oturmamayı, güzel davranışlı ve olgun kişilerle birlikte bulunmayı vasiyet ediyorum. İnsanların en hayırlısı, insanlara yararı olandır. Sözün en hayırlısı, az ve anlaşılır olanıdır.“Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız!Bizim mezarımız âriflerin gönüllerindedir”


iNGİLİZCE


Jalāl ad-Dīn Muḥammad Balkhī (Persian: جلال الدین محمد بلخى), also known as Jalāl ad-Dīn Muḥammad Rūmī (Persian: جلال الدین محمد رومی) and popularly known as Mevlānā in Turkey and Mawlānā[1] (Persian: مولانا) in Iran and Afghanistan but known to the English-speaking world simply as Rumi (30 September 1207 – 17 December 1273) was a 13th-century Persian Muslim poet, jurist, theologian, and Sufi mystic. Rūmī is a descriptive name meaning “Roman” since he lived most of his life in an area called “Rumi” (then under the control of Seljuq dynasty) because it was once ruled by the Eastern Roman Empire. He was one of the figures who flourished in theSultanate of Rum.He was born in Balkh Province in Afghanistan. a small town located at the river Wakhsh in Persia (in what is now Tajikistan). Wakhsh belonged to the larger province of Balkh, and in the year Rumi was born, his father was an appointed scholar there. Both these cities were at the time included in the greater Persian cultural sphere of Khorasan, the easternmost province of Persia and was part of theKhwarezmian Empire.His birthplace and native language both indicate a Persian heritage. His father decided to migrate westwards due to quarrels between different dynasties in Khorasan, opposition to the Khwarizmid Shahs who were considered devious by Bahā ud-Dīn Walad (Rumi’s father),[18]or fear of the impending Mongol cataclysm. Rumi’s family traveled west, first performing the Hajj and eventually settling in the Anatolian city Konya (capital of the Seljuk Sultanate of Rum, in present-day Turkey). This was where he lived most of his life, and here he composed one of the crowning glories of Persian literature which profoundly affected the culture of the area.He lived most of his life under the Sultanate of Rum, where he produced his works and died in 1273 AD. He was buried in Konya and his shrine became a place of pilgrimage.[22] Following his death, his followers and his son Sultan Walad founded the Mevlevi Order, also known as the Order of the Whirling Dervishes, famous for its Sufi dance known as the Sama ceremony.Rumi’s works are written in the New Persian language. A Persian literary renaissance (in the 8th/9th century) started in regions of Sistan,Khorāsān and Transoxiana[23] and by the 10th/11th century, it reinforced the Persian language as the preferred literary and cultural language in the Persian Islamic world. Rumi’s importance is considered to transcend national and ethnic borders. His original works are widely read in their original language across the Persian-speaking world. Translations of his works are very popular in other countries. His poetry has influenced Persian literature as well as Urdu, Punjabi and other Pakistani languages written in Perso/Arabic script e.g. Pashto and Sindhi. His poems have been widely translated into many of the world’s languages and transposed into various formats. In 2007, he was described as the “most popular poet in America.”


ALMANCA


Dschalal ad-Din Muhammad Rumi, (persisch ‏مولانا جلال الدین محمد رومی‎, DMG Maulānā Ǧalāl ad-Dīn Muḥammad-e Rūmī; * 30. September 1207 in Balch im mittelalterlichenChorasan, heute in Afghanistan; † 17. Dezember 1273 in Konya, heute in der Türkei), war ein persischer Mystiker und einer der bedeutendsten persischsprachigen Dichter des Mittelalters. Von seinen Derwischen und auch späteren Anhängern wird er Maulana (persisch ‏مولانا‎ „unser Herr/Meister“; von arabisch ‏مولى‎ maulā ‚Herr‘; türkische Aussprache: Mevlânâ) genannt. Nach ihm ist der Maulawīyah-Derwischorden benannt.Rumi auf einer Briefmarke, die außer in Afghanistan auch in Syrien, dem Iran und der Türkei verlegt wurdeZu Zeiten Rumis wurde Anatolien im islamischen Raum, bezogen auf das Byzantinische Reich, als Rūm (“[Ost-] Rom”) bezeichnet, daher der BeinameRūmī (cf. Rhomäer).


FRANSIZCA


Celaledîn Rûmî Mevlâna, en Persan : مولانا جلال الدين محمد بلخى, en turc: Mevlânâ Celaleddin-i Rumi) (Balkh, 30 septembre 1207 – Konya, 17 décembre 1273) est un mystique musulman Perse qui a profondément influencé le soufisme. Il existe une demi-douzaine de transcriptions du prénom Djalal-el-dine, « majesté de la religion » (de djalal, majesté, et dine, religion, mémoire, culte). Il reçut très tôt le surnom de Hüdavendigar, ou Mevlânâ, qui signifie « notre maître ». Son nom est intimement lié à l’ordre des « derviches tourneurs » ou mevlevis, une des principales confréries soufies de l’islam, qu’il fonda dans la ville de Konya en Turquie1.


La plupart de ses écrits lui ont été inspirés par son meilleur ami, Shams ed Dîn Tabrîzî, dont le nom peut être traduit par « soleil de la religion “Il était originaire de cité de Balkh dans le nord de l’Afghanistan actuel.Rûmî a également repris à son compte les fables d’Ésope dans son principal ouvrage le « Masnavî » (« Mathnawî », « Mesnevi »), que La Fontaine retraduira partiellement à son tour en français. Les Turcs et les Iraniens d’aujourd’hui continuent d’aimer ses poèmes. Reconnu de son vivant comme un saint, il aimait à fréquenter les chrétiens et les juifs tout autant que ses coreligionnaires.


HOLLANDA


 


Mohamed (D)Jalal ad-Din (of al-Din) Balkhi Rumi of Roemi (Perzisch: مولانا جلال الدین محمد بلخى رومی ) (Balch, 30 september 1207 – Konya, 17 december 1273) was een filosoof en dichter van Perzische afkomst en soefi-mysticus.


 


Rumi is één van de belangrijkste personen uit de Perzische dichtkunst voor zijn religieuze dichten die God prezen. In religieuze kringen wordt hij ook wel Maulana of Mevlana (soms met toevoeging Balkhi naar zijn geboorteplaats) genoemd; dit betekent ‘onze meester’.Rumi werd geboren in de stad Balch (sinds 18e eeuw onderdeel van Afghanistan) in de streek Khorasan in Chorasmië (destijds in handen van de Chwarizm-sjahs, die regeerden van de 11e tot de 13e eeuw). Zijn vader Bahā ud-Dīn Walad was een navolger van de Perzische soefimysticus Achmed Ghazali. Volgens een vroege biografie zou zijn vaderlijke afstamming helemaal terug te voeren zijn tot kalief Aboe Bakr en zou zijn moeder Mu’mineh een dochter zijn geweest van sjah Mohammed van Choresmië. Het gaat hier echter om typisch oostelijke opsmuk die een verband zou moeten aantonen tussen de grote dichter en andere belangrijke persoonlijkheden uit zijn tijd. Zijn vader voorzag volgens één versie de wraakactie van de Mongolen op Balch in 1219 nadat de sjah een aantal Mongoolse kooplieden ter dood had laten brengen, en vertrok iets eerder naar Mekka voor een pelgrimsreis, waardoor zijn gezin het bloedbad op de stad ontliep. Volgens andere versies ontvluchtte hij de ruzies tussen de Chorasmische leiders, die hij niet vertrouwde of vanwege onenigheid met hen. Vanuit Mekka voerde de tocht verder naar Anatolië waar zijn moeder stierf in Laranda (nu Karaman); haar graf is nu een pelgrimsoord. In Laranda trouwde Rumi ook met zijn vrouw Gauhar Chatun, die net als hij een vluchteling uit het oosten was. Uiteindelijk belandde hij in de stad Konya in het huidige Turkije.Rumi was de leidende figuur van de soefibeweging in het middeleeuwse Konya. Hij filosofeerde met name over de voordelen van verdraagzaamheid. Bij zijn dood streden de joden, christenen en moslims van Konya om de eer hem naar zijn graf te mogen dragen. Zijn graf is nog steeds een heilige plaats voor volgelingen. Hij stichtte er onder andere de dansende derwisjen, een soefi-orde van religieuze dansers en muzikanten. In de dans draaien zij om hun as, waarbij zij mediteren en de naam van God aanroepen.In Turkije wordt hij vaak gecrediteerd met de conversie van de sjamanistische Ottomaanse Turken onder Osman Bey naar de islam. Het Ottomaanse rijk ontstond in het toenmalige koninkrijk van Nicea, een overblijfsel van het Byzantijnse Rijk nadat Constantinopel door Roomsgezinde kruisvaarders was aangevallen (die een Latijns roomsgezind rijk stichtten, dat overigens van korte duur was).


Het leven van Rumi


Jalal al-Din Rumi, die in het westen Rumi wordt genoemd, werd geboren in Balkh op 30 september 1207. Balkh, gelegen in het huidige Afghanistan, was destijds onderdeel van het Perzische rijk en een belangrijk centrum van Perzische cultuur. Zijn eigen naam was Mohammed met de titel Jalal al-Din ofwel heer. (lit 5). Vanaf de 15e eeuw werd hij Mawlawi (Turkse uitspraak: Mevlana = onze heer) genoemd, afgeleid van zijn titel Mulla-yirum (de geleerde meester van Anatolia). Sinds de 19e eeuw is zijn bekendheid in het westen gestadig gegroeid. Hier gebruikt met zijn naam Rumi, afkomstig van het Romeinse Anatolië. Zijn vader Mohammed ibn Hussain Khatibi, beter bekend als Baha’ al-Din Walad was een uitstekende Soefi meester. Vanaf ca. 1210 verlaat de familie en een groep volgelingen van zijn vader, de streek en trok naar het westen. Zeer waarschijnlijk was dat onder invloed van het dreigende gevaar van de Mongolen, die met hun leider Djhengis Khan, Perzië waren binnengevallen en daar een verschrikkelijke slachting onder de bevolking uitvoerden. Op deze tocht verbleef de groep regelmatig voor langere tijd in een bepaalde stad. De eerste stad was Nayshapur. Hier ontmoette Jalal al-Din de grote Perzische dichter Farid al-Din’Attar. Daarna trokken zij naar Bagdad, waar zij zeer gerespecteerd werden en veel theologen en Soefi’s ontmoetten. Via Mekka gingen ze naar Syrië waar ze een aantal jaar bleven wonen en waar Jalal al –Din klassieke Arabische dichtkunst schijnt te hebben gestudeerd. (lit.1 p.11)
Daarna trokken zij naar Anatolia, waarschijnlijk op uitnodiging van de heerser van het gebied.(lit.5) In eerste instantie vestigden zij zich in Karaman, waar de moeder van Jalal al-Din in 1225 overleed. Hier trouwde de achttienjarige Jalal al-Din en werd zijn eerste zoon geboren.


 


Een paar jaar later trok de familie naar de plaats Konya, gelegen in het huidige Turkije, waar men zich definitief vestigde. Konya, dat ook voorkomt in de Bijbel, in het boek Handelingen van de apostelen, was in die jaren een vredige thuishaven in de Islamitische wereld, die geteisterd werd door de invasie van de Mongolen. Konya en omgeving was het middelpunt van religieuze activiteiten. Dit was mede te danken aan de cultuur en religie, die de vele vluchtelingen meebrachten.


 


De vader van jalal al-Din Rumi werd professor aan één van de vele scholen in Konya. Toen hij in 1231 stierf, volgde Jalal al-Din Rumi hem op als leermeester. Hij was deskundig op het gebied van rechtsgeleerdheid, theologie en Soefisme had hij een groot aantal leerlingen. (lit.1) Op het gebied van het Soefisme werd hij door een oud leerling van zijn vader ingewijd in alle aspecten. Na de dood van de Sultan (1235) ontstond er een onrustige tijd als gevolg van het oprukken van de Mongolen, die ook een aantal steden in Oost-Anatolia hadden veroverd,. In die tijd zwierven er ook zogeheten derwisjen door het land. Vreemde mannen, vaak gekleed in dierenhuiden en met ijzeren ringen rond hun armen en in hun oren, met een geheel eigen Soefi traditie, die sterk afweek van de klassieke Soefi traditie.


 


In het jaar 1244 ontmoette Jalal al-Din Rumi de rondtrekkende derwisj Sham-i Tabrizi (“zon van het geloof”) (zie lit. 1 13). De ziel van Jalal al-Din Rumi stond in vuur en vlam voor deze jongeman, die hem inwijdde in het mysterie van de goddelijke liefde. Hij maakte kennis met extatische muziek, zang en dans en begon op een zeker moment zelf met het reciteren van gedichten zoals blijkt uit:


 


Sinds de vonk van de liefde in mijn hart ontvlamde,
Verslond ze alles in haar gloed!
Ik zette boeken en verstand aan de kant
En leerde gedichten, liederen en gezang.
( lit.1 p.14)




Zijn omgeving was echter minder gelukkig met de vreemde indringer, die zo’n grote invloed op de meester had. Op 5 december 1247 verdween Shams op geheimzinnige wijze en werd nooit meer teruggevonden. Aangenomen wordt dat hij vermoord is door jaloerse volgelingen. Rumi was geheel ontdaan en gedurende enkele jaren zocht hij Shams tevergeefs in Damascus. Daar kwam hij tot volgende gedicht:


Waarom zou ik zoeken? Ik ben hetzelfde als hem.
Zijn essentie spreekt door mij.
Ik heb naar mijzelf gezocht. (lit.5)

Rumi keerde vervolgens terug naar Konya en richtte zich geheel op het geven van les in het Soefisme. Ook ontwikkelde hij in die tijd de sama, de spirituele dans, waarmee de Mawlawi orde zo beroemd is geworden. In die tijd schreef hij ook veel gedichten die hij ondertekende met de naam van zijn verwenen vriend Shams-i Tabrizi. Op verzoek van een van zijn leerlingen begint hij met het schrijven van de eerste verzen van het grote gedicht dat het Mathnawi wordt genoemd.


Luister naar het riet van de fluit, hoe het vertelt
En hoe het klaagt, gekweld door de pijn van het afscheid!
“Sinds ik gesneden werd uit het riet van mijn vaderland,
huilt heel de wereld mee op mijn klanken.
Ik zoek een hart, gebroken door scheidingsverdriet,
Aan wie ik kan vertellen over de pijn van het scheiden….”
(uit lit.1 p.17)

De Mathnawi zou uiteindelijk uitgroeien tot zes boeken met meer dan 25.000 verzen en bevat, in de woorden van de dichter zelf, de wortels van de wortels van de wortels van de wortels van de religie en ontsluiert de mysteriën van de meest verfijnde wetenschap van God, de veiligste weg tot God en het meest duidelijke bewijs van God. (lit.6) Het stuk is later ook wel de “Koran van Perzië” genoemd. In de periode dat Rumi de Mathnawi dicteerde, onderrichtte hij ook veel leerlingen en voerde gesprekken met de politieke leiders van die tijd, die hij spiritueel trachtte te leiden. Van zijn gehoor maakten ook vrouwen deel uit. Uit de vele brieven die hij in die tijd schreef blijkt dat hij zich inzette voor de armen. Een ander belangrijk werk was de Fihima Fihi, bedoeld voor de volgelingen als leerwerk over spiritualiteit.


In de zomer van 1273 werd hij ziek en op 17 december 1273, tegen zonsondergang overleed hij. Hij troostte zijn vrienden met de gedachte dat de dood geen scheiding betekende, maar vereniging, zoals weergegeven in zijn gedicht:


Als ze mij op de dag van mijn dood.
diep in de aarde neerlaten –
denk dan niet dat mijn hart
nog op de aarde verwijlt.
Als je mijn draagbaar voorbij ziet komen,
laat het woord “scheiding” dan niet horen,
want het ontmoeten en vinden waar ik steeds
naar hunkerde,
zijn dan mijn deel.
Klaag niet “afscheid, ach afscheid!”
als men mij geleidt naar het graf,
want achter het gordijn
wacht mij een zalige aankomst…..
(lit.1 p. 22)


Google

Ziyaretçi Yorumları

  • Bu Tarife Henüz Yorum Eklenmemiş.
yorum ekle
İsminiz
:
E-Mailiniz
:
Yorumunuz ()
:
Güvenlik kodu
:
23772
Güvenlik kodu giriniz
: